The Antidote

images
The Antidote, written by British journalist Oliver Burkeman, comes with the tagline “happiness for people who can’t stand positive thinking”. It is a record of the author’s own journey through the negative path to happiness and his criticism for too much focus on positivity and optimism today.

The author explores three philosophies that share the same idea of returning towards negativity:  Stoicism, Buddhism and Momento mori

Stoicism: He talk about the idea of premeditation of evil. By experiencing the unpleasantness that he’s fearing, he examines how the awfulness compares to his beliefs. An interesting exercise the author tries is to shout names of subway stops at each station, conducting a ritual of deliberate self-humiliation to face his unspoken beliefs about embarrassment, self-consciousness and what other people might think about him.

Buddhism: He talks about the idea of “non-attachment” and using meditation as a path to non-attachment. He describes the week long silent meditation retreat he attended and how thoughts and emotions seems like weather: things come and go but the mind is like the sky, and the sky doesn’t cling to specific weather conditions, nor try to get rid of the bad ones.

Momento mori: He discusses the idea that there’s something happiness inducing about building in reminders of your mortality in your daily life and describes his experiences during “Day of the dead” celebration in Mexico.

The author also critiques goal setting and argues that if you look at routines of successful writers and artists you’ll find that they set process goals instead of outcome goals. i.e: I’m going to write 300 words a day or work 3 hours a day.

Overall, the book is trying to provide an alternative framework to happiness. I found its philosophical nature intriguing. It’s worth reading if you’re looking to broaden your thinking on happiness or enjoy philosophy as a subject.

September 11, 2016


Kırmızı Saçlı Kadın

CZosZQAWcAEa58q

Internette gördüğüm kadarıyla Orhan Pamuk’un “Kırmızı Saçlı Kadın”ını okuyanların görüşlerini iki grupta toplayabilirim:

1) Orhan Pamuk’un Nobel ödülünü aldıktan sonra en güzel eserlerini yazdığına inanan ve yeni eserlerini kolay okunabildiği ve sade dili için seven kitle
2) Orhan Pamuk’un “Beyaz Kale”, “Kara Kitap” ya da “Benim Adım Kırmızı”daki derinliği bulamayıp hayal kırıklığına uğrayanlar, kitabın aceleye geldiğini düşünenler

Ben ikinci kesime dahilim. Orhan Pamuk’un 14 ay yerine 5-10 yıl emek harcayarak yazdığı, tarihi altyapısı zengin, daha karmaşık ve derin kitapları daha çok hoşuma gidiyor.

Kitapları hayal kurmak ve hissetmek için okuyorum. Bu kitap bende hüzün, melankoli, eskiye özlem gibi duygular uyandırdı. Yazarın 30 yıl önceki gönül macerasını hatırlaması, Öngören’in hızla şehirleşmesi ve tanınamayacak hale gelmesi, eski hatıraların yaşandığı mekanların ortadan kalkması, günümüzde varolmayan kuyuculuk mesleğini ele alması, bana kendi gençliğime dair özlem duyduğum şeyleri hatırlattı ve beni hüzünlendirdi.

Çırağın ustası ile beraber kuyu kazmasını, büyük belirsizlikler içerisinde suya ulaşma çabasını ben de iş hayatında yaptığım mühendislik projelerine benzettim. Haruki Murakami’nin de romanlarında yer alan kuyu kavramının yazarlar tarafından sıkça kullanılması dikkatimi çekti.

Orhan Pamuk farklı roman tekniklerini denemeyi seven bir yazar. Benim Adım Kırmızı’da her bölüm farklı karakterin gözünden anlatılırken, bu kitapta da birkaç sayfalık kısa bölümler dikkat çekiyor ve kitabı kolay okunur kılıyor.

Pamuk’un, Sophokles’in Kral Oidipus’u ve Şehname’den Rüstem ile Sührab ile beslemeye çalıştığı kitabın altyapısı Benim Adım Kırmızı’yı andırıyor. Bunlar üzerinden baba – oğul ilişkisini işlese de, romanın kısalığı karakterleri derinleştirmesine olanak tanımamış. Kitabın adının “Kırmızı Saçlı Kadın” olması, fakat bunun bir aşk romanı değil, doğu-batı, modernleşme,  baba-oğul ilişkisi gibi temaları işleyen bir kitap olması da biraz tezat yaratmış. Herşeyin okurun gözüne sokulması, kafalarda soru işareti bırakmaması da meraklı okuyucunun hoşuna gitmeyecektir.

Sonuçta, kolay okunan, hüzün ve melankoli uyandıran bir kitap, ama kesin okuyun diyemem. Masumiyet Müzesi ya da Benim Adım Kırmızı’dan daha çok keyif almıştım.

March 3, 2016


Deep Work

images

The highlight of the book has been this insight:

Ironically, jobs are actually easier to enjoy than free time, because like flow activities they have built-in goals, feedback rules, and challenges, all of which encourage one to become involved in one’s work, to concentrate and lose oneself in it. Free time, on the other hand, is unstructured, and requires much greater effort to be shaped into something that can be enjoyed.

February 5, 2016


<< Older Posts

sarp centel

Sarp is a software developer. He writes about technology, books and software.
social web
linkedin
twitter
instagram
facebook
github
stackoverflow
quora
btcfiyat
microblog
The power of time off https://t.co/AphzOSgkTh @sarp
books i've read recently
The Antidote
Kırmızı Saçlı Kadın
Deep Work
What I Talk About when I Talk About Running
Wipeables
popular posts